İsveçli Ove ve Amerikalı Otto

Gül Yaşartürk

Hollywood neden remake yapar?

Remake derken Avrupa ve Asya’da üretilip başarılı olmuş film ve dizilerin kast edildiğini eklemek gerek. Hollywood endüstrisi, sadece başarılı olmuş ülke filmlerine el atmıyor elbette, yönetmenlere de el atıyor. Auteur sıfatını almış birçok yönetmen Hollywood’a transfer edilip Amerikan filmleri yönetiyorlar. Bu durum basit biçimde Amerikan sinemasının anlatacak öyküsünün kalmadığını söylüyor bir bakıma. Hollywood’un Avrupa sinemasından devşirdiği filmlerden ilk akla gelenler arasında; “Vanilla Sky” (“Aç Gözünü”, Alejandro Amenábar, 2000), “Insomnia” (Erik Skjoldbjærg, 1997), “Solaris” (Andrei Tarkovsky, 1972) ve “Ejderha Dövmeli Kız” (Niels Arden Oplev, 2009) yer alıyor.

2015 tarihli “Ove Adında Bir Adam”ı (Hannes Holm) Marc Foster, “Otto Adında Bir Adam” ismiyle (“Hayata Röveşata Çeken Adam” adıyla gösterime girdi) uyarladı son olarak. İsveç yapımıyla Amerikan yapımını karşılaştırmak, Amerikan ideolojisi hakkında olduğu kadar klasik anlatı sinemasının işleyişi hakkında da adeta ders niteliğinde. Amerikan tarzı hayatın en iyisi olduğu, sınıfların sistemsel sorunların kişilerin dramları ardında görünmez kılındığı, patriyarkayı savunan bir söylem çıkıyor karşımıza.

Hannes Holm’ün “Ove Adında Bir Adam” filminin baş karakteri, filmin büyük çoğunluğunda sarı gömleği ve mavi renkli takım elbisesiyle İsveç’in metaforu haline gelen Ove’dur. Özellikle açılış sahnesinde mavi bir iple kendisini asmak istediğinde renklerle yaratılan anlam daha görünür olur. Halkın evi anlamına gelen folkhelm, 1970-1980’li yıllarda sosyal sigorta yardımları ve vasıflı işgücü ile ünlü olan İsveç modelinin adıdır. Ancak 2000’li yıllara doğru; sağlık reformları, batan bankalar ve ekonomik gerileme ile kolektivizm çökmeye başlayacaktır. Sürekli kendisini öldürmek isteyen, “büyük kalpli” Ove da artık sona ermiş olan İsveç modelinin simgesidir aslında. Kanatları altına aldığı İran göçmeni Pervane ve ailesinin dışladığı LGBTİ+ Mirsad söz konusu kolektivizmin ‘hoşgörüsünü’ gösterir. Ove, özel sağlık şirketleri gibi kapitalizm simgelerine karşı sitenin kapısını sıkıca kapar, sitenin içinde kurallardan şaşmayan bir hayat uygulamaya çalışır. “Ove Adında Bir Adam”, Ove ve tren yolu işçisi babasının ilişkisine hayli ayrıntılı biçimde yer vererek karakterini tarihsel bir zemine oturtur. Ove’un takıntı haline getirdiği Saab marka arabayı seven babasıdır örneğin. Holm’ün filminde Ove’un eşi Sonja oldukça aktif bir role sahiptir. Ove ile tanışma sahnelerinde Ove karşısında uyurken Sonja onu izler. Kadının aktif biçimde bakışa sahip olduğu ender sahnelerden biridir bu. Sonja öğretmendir, kitapları eve sığmaz, entelektüel, güçlü bir kadındır. Ove’un meslek kursundan mezun olduğu ve Sonja’nın onu almaya geldiği sahnede ikisi de sivil kıyafetlerinde eşit görünürler. Evlilik teklifi, bir ödül gibi sunulmaz. İsveç sinemasının alameti farikası olan puslu, pastel ton renk paleti, simetrik genel çekim kadrajlar, karakterin dış ses olarak anlatıcı görevi üstlenmesi aşırı duygularla örülü şiddetli bir özdeşleşme yaşamamızın önüne geçer.

Ove Adında Bir Adam, 2015.

Marc Foster ise anlatısını Tom Hanks’in uzun yıllar benzer rollerde oynaması sonucunda oluşan personası üzerine kurar. Hanks, Hollywood’da aileyi ve güveni temsil eder. İsveç yorumunda karşı olunan ülke Amerika iken, Amerikan yorumunda ise Japonya ve Almanya olur. İranlı göçmen Pervane’nin yerini El Salvador göçmeni Marisol alır. El Salvador’da ülke içindeki mafya savaşları ve Amerikan hükümetinin söz konusu savaşlara dahil olması nedeniyle eşini kaybeden ve mafya tarafından tehdit edilen yüzlerce kadın ve çocuk olduğunu son dönemin başarılı belgesellerinden “Las Abogadas: Attorneys on the Front Lines of the Migrant Crisis”da (2022) görmek mümkün. “Otto Adında Bir Adam”, arka planında şiddet ve suç içeren büyük bir sorunu Marisol karakteriyle turistikleştirip şirin gösteriyor. Otto’nun en yakın arkadaşı olan siyah Reuben ve trans birey olan Malcolm da Marisol’le birlikte Amerikan tarzı hayatta asimile edilerek koruma altına alınan diğer karakterleri oluşturuyor.

Malcolm’un, sosyal medya muhabiri olan Barb ile bir çift olarak konumlanması da patriyarkal normlara uygun davrandığı sürece LGBTİ+ bireyin kabul edileceğini söyler. Foster, Otto’nun babasıyla ilişkisini anlatıdan çıkarır, melodram kalıbına uygun olarak onu geçmişi olmayan bir karakter haline getirir. Üstelik annesi tarafından terk edildiğini ekler. Oysa İsveç yapımında karakterin annesi ölmüştür. Otto ve Sonya’nın tanışması ise İsveç yapımında kadının aktif konumda oluşunu tamamen tersine çevirir. Sonya, tren beklerken elindeki kitabı düşürür, onu gözetlemekte olan Otto da peşinden giderek kitabını verir. Asker olmak isteyen ancak akciğerindeki sorun nedeniyle asker olamayan Otto’yu çocuklarının babası olarak gören, onu çekip çeviren silik bir tiplemedir Sonya. Otto, üniversiteden mezun olduğunda cübbesiyle Sonya’ya evlenme teklif eder. Evlilik teklifi Sonya’nın ödülüdür. Otto ve Sonya öpüştüklerinde çevredekilerin alkışlaması, Otto’nun ölmeden önce Marisol’ün aile fotoğraflarına girmesi ve tüm mal varlığını Marisol’e bırakması Hollywood tarzı melodramın formülünü yerine getirir.

Otto Adında Bir Adam (Hayata Röveşata Çeken Adam adıyla gösterime girdi.)

Canlı parlak renklere bolca yakın çekimin ve duygusal müziklerin eşlik ettiği Foster yorumu elbette izleyici ağlatır.

Amerikan karakteri Otto, İsveç karakteri Ove gibi hayata karşı bir duruşun, fikrin, eleştirinin ifadesi değildir. Otto, Amerikan sinemasında her devrin karakteridir, her devirde iş görecek biçimde soyut inşa edilmiştir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir